Hatıralarda Atatürk IV



Manastır İdadisini bitiren Mustafa Kemal 13 Mart  1899'da Pangaltı'da Harp Okulu'na girdi. İki ay içinde üstünlüğünü tanıtarak sınıfın çavuşu olmuştur. Kendisi der ki :

"İdadide iken inatla çalışıyorduk. Sınıfta birinci - ikinci olmak için hepimiz gayret içindeydik. Harp Okulu'nda matematik merakım devam etti. Fakat birinci sınıfta saf gençlik hayallerine kapıldım. Dersleri gevşeğe aldım. Yılın nasıl geçtiğinin farkında olmadım. Ancak dersler kesilince kitaplara sarıldım."

İkinci sınıfa geçtikten sonra derslerine daha fazla sarılmıştır. Şiiri bırakmışsa da iyi konuşmak başlıca hevesleri arasında idi. 

"Tatil saatlerinde hatiplik idmanları yapardık . Elimizde saat, bu kadar zaman sen, bu kadar zaman ben, diye yarışma ve tartışmalar tertiplerdik."

Üçüncü sınıfta hele kurmay sınıflarında memleket kaygısına düştü .Batıyorduk, kurtulmanın yolunu aramalı idi. Buna ordu ön ayak olacaktı subaylar aralarında teşkilatlanmakta idiler. Bir gün gençlik üzüntülerini şöyle anlatmıştı:

" Harp akademisinde bir subay. Henüz yirmi yaşında. Kendisini, ne olduğunu pek de anlayamadığı birtakım düşünce ve duygulara kaptırmıştır. Küskündür, isyanlıdır. Neye ve kime karşı ? Niçin ? Sorsanız pek de cevap veremez. bir gün arkadaşlarından biri :

- Sen kalk borusunda hiç uyanıyorsun. Nöbetçi subay karyolanın sarsmadan akça kalkmıyorsun. nen var senin ? diye sordu.

- Yatağa girdikten sonra uykuya da dalamıyorum. Gözlerim sabahlara kadar açık. Tam uyuyacağım zamanda kalk borusu çalmak üzere.

Bir gün asker hocalardan biri sınıfta öğrencilere bir mesele verdi:

- Savaş nedir, artık biliyorsunuz, dedi. Fakat bir de gerilla vardır. bu kolay bir şey değildir. Gerillayı yapmak da bastırmak da güçtür. 

Sonra bir misal üzerine öğrencilere imtihana çekti:

- Osmanlı İmparatorluğu'nun devlet merkezi İstanbul. farz ediniz ki şu veya bu sebepten Boğaziçi'nin doğu kıyısı ile İzmit Körfezi arasında halk devleti isyan etmiştir. Şimdi soruyorum: Halk böyle bir isyanı ne için yapabilir ? Devlet bu isyanı ordusuyla nasıl bastırabilir?

Suallere en iyi cevabı o uymayan, dalgın çocuk Mustafa Kemal verdi. Çünkü aklı fikri çok zamandan beri böyle hayallere saplıydı.

Daha Harp Okulu'nun son sınıfında yakın arkadaşları ile el yazısı bir dergi çıkarmışlardı. Lider Mustafa Kemal'di ve sorumluluğun en ağır yükünü omuzlarında idi. Kurmay sınıflarında derginin yayınlanmasına devam ettiler. Akademi birinci sınıfın yanında, okullarından teğmen çıkan veterinerlerin yüzbaşı olarak orduya katılabilmek için eğitimlerini tamamladıkları bir ders odası vardı. Orayı seçtiler. Veteriner teğmenlerin sayısı azdı. Aralarında uyanık gençler de vardı. Dergi odada hazırlanır, sonra gizlice elden ele geçerdi. Sarayın korkunç hafiyelerinden biri nasılsa haber alıp jurnal eder. Okul nazırı çağrılıp bir güzel azar yerse de okulda böyle şeyler olmadığını söylemekten vazgeçmez. Bir gün kendisi ders odasını bastı, hepsini suçüstü yakaladı. Değerli bir asker mesleğinin son bulacağına şüphe . Dergiyi görmemezlikten geldi.

- Ne diye başka şeylerle uğraşıp derslerinize çalışmıyorsunuz. demekle yetindi.

Fethi, sonradan soyadı Okyar, Mustafa Kemal'in sonuna kadar arkadaşlarından ve bir aralık Başbakanı, ateş püskürecek ve bir eli ile Sultan Hamid'in oturduğu Yıldız Sarayını göstererek:

-Hep o adamın baş altından çıkıyor bunlar... saray başına yıkılmadıkça rahat yok. Elime fırsat geçerse altına bomba koyardım, diyordu.

Manastır İdadisi'ni bitiren Mustafa Kemal, 27 Nisan 1909'da sultan Hamid tahtan indirildiği vakit onu Selânik'e götüren Muhafız, bu Fethi olacaktı.

Sınıf arkadaşı ve eski Genelkurmay Başkanı Asım Gündüz bana:

"Mustafa Kemal okuldayken Fransızcasını ilerletmek için bir yabancı hanımdan ders alırdı. Sonra Paris'teki hürriyetçilerin gazeteleriyle Fransızca gazeteler getirir, kapalı gizli odada bizlere anlatırdı. Namık Kemal'in "Vaveyla"sı ile "Hürriyet Kasidesi"ni ben ondan dinlemiştim.

Fotoğraf : Mustafa Kemal Atatürk Ve Ali Fethi Okyar, Türk Ocağı , Ankara, 1929

Falih Rıfkı ATAY, Çankaya, Pozitif Yayınevi, Çağaloğlu - İSTANBUL,  Ağustos 2024 (1968).

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Neden Türk Olmalıyız?

Hatıralarda Atatürk V

Orta Çağ Türklerinde Meşru Otorite