"Çatlı" Ağır Taştır...
20 Mart 2026'da vizyona giren Abdullah Çatlı filmi; birçok kişi tarafından beğeniyle karşılanırken, yine birçok kesim tarafından sert eleştirilerin hedefi oldu. Bu tartışmaların bir tarafında geçmişten gelen hesaplaşmaların etkisiyle sızlanan bir kitle varken, diğer tarafsa Çatlı'yı "ulu" bir sıfata yerleştirerek yüceltmiştir.
Çatlı, Avrupa'da ASALA terör örgütünün faaliyetlerine ağır darbeler indirmiş, bahsi geçen örgütü bitirme noktasına getirmiş ve hatta bu süreçte Fransa'da yargılanmıştır. Türkiye'nin en büyük siyasi krizlerinden biri olan "Susurluk Kazası", devlet-çete ilişkilerini, derin devlet unsurlarını ve JİTEM gibi kavramları uzun süre ülke gündeminin merkezine oturtmuştur.
Elbette hiçbir mafya yapılanması idealize edilmemelidir; nihayetinde varlığını yasa dışı unsurlarla sürdüren oluşumlardır. Ancak Abdullah Çatlı, bu noktada farklı bir konumda değerlendiriliyor. Kendisi kontrgerilla kamplarında yetişmiş bir şahsiyettir. Milliyetçi duruşu nedeniyle belirli kesimlerce hiçbir zaman hoş görülmemiştir. Oysa aynı güruh, polis vuran Deniz Gezmiş’i kahraman ilan ederken onun bir eşkıya olduğu gerçeğini görmezden gelmektedir. Deniz Gezmiş'i ballandıra ballandıra anlatan bu kesim ne hikmetse Çatlı'dan derin bir endişe duyarlar..
İnsanlar genellikle kendi taraflarının ayıplarına göz yummaktadır. Deniz Gezmiş gerçeğini reddedip Abdullah Çatlı'yı hedef tahtasına oturtmak, tamamen sübjektif ve art niyetli bir yaklaşımdır. Bu grubun tavrı her alanda aynıdır: Yılmaz Güney gibi isimler sevilirken, vatansever duruşu nedeniyle Cüneyt Arkın gibi isimlere mesafeli dururlar. Mesele bu kadar basittir...
Abdullah Çatlı'nın hayatının film yapılması elbet bir kesim tarafından hoş karşılanmayacaktı. Öyle veya böyle, bir dönem derin devletin silahşörlüğünü yapmış, adı sayısız infazla anılmıştır. Ancak bir şeyi eleştiren kişi, önce kendi safına bakmalıdır. Film yapımcısını eleştirenler; Sırrı Süreyya Önder gibi isimlerin filmlerini özenle izlerken, onun bölücü örgüt elebaşı hakkında kurduğu "babamdır" gibi laflarını hoşgörüyle karşılarlar. Bu insanlar, savundukları kişilerin ne olduğunu gayet iyi bilmektedirler; dolayısıyla niyetlerinin temiz olduğuna inanmak mümkün değildir. 50 bin kişinin katili Öcalan'ın adını neredeyse "besmele" ile anan bu kitle, onlara karşı duranlara "Irkçı" veya "Faşist" yaftası yapıştırmaktadır. Şimdi sormak gerekir: Gerçekten samimi miyiz?
Abdullah Çatlı, belki efsaneleştirilecek bir figür olmamalıydı; bu tür yapıları normalleştirmemek gerekir. Ancak ellerinde çocuk kanı olanlar, Çatlı’yı eleştirme hakkına sahip değildir.
Abdullah Çatlı ağır taştır; "Gezmiş de göçmüş de altında kalır."

Yorumlar
Yorum Gönder